| | Tuvale Şiir Yazanlar (Cumhuriyet, 24 Şubat 2001, Söyleşi : Gül Ankara) Sezai Kara, resimlerini asıl olarak, ışık gölge arayışları üzerine kuran bir ressam... Belki de giderek daha da kirletilen dünyamıza karşı, ışığı arıyor durmadan. “Işık! Daha çok ışık!” diyor. Bunu, tablolarından gülümseyen vazo, bardak, şarap kadehi, heykelcikler gibi nesnelerin, insan ve at figürlerinin, geliciklerin aydınlık duruşlarından, dahası bakışlarından da görmek olası. Onun tabloları yalın, saydam bir dünyaya çağırır bakanı... Saklısı gizlisi olmayan... Her şeyin paylaşılabileceği, bölüşülebileceği, böyle olunca yaşamın daha güzel olacağı vurgulanır. Günümüz ressamlarından olan Sezai Kara ile, resim tutkusunu, yaşam serüvenini ve sanat anlayışını konuştuk. Birçok sanatçı gibi, onun da resim tutkusu çocukluğundan başlıyor. Kara, şöyle anlatıyor o yıllarını: “Ýlkokulda, resim derslerini çok severdim. Belki bir þansým da öðretmenimin Mürsel Güçlü olmasıydı. Resim derslerinde, yaptığım resimleri çok beğeniyor, resim defterimi alıp bütün öğrencilere gösteriyordu. İlkokul öğrenimim süresince öğretmenim Mürsel Güçlü’ydü.Resimlerimi her zaman sevdi ve beni öne çıkardı. Hatta unutmuyorum, babama ‘Bu çocuğu ortaokula falan gönderme zor okur. Çünkü, bu çocuk, matematik dersinde de resim yapıyor’ dediğini hatırlıyorum. İlkokul yıllarımda, çizgi roman üretir, yani öyküsünü kurar, çizgilerle süsler, sonra da kitap gibi bir araya getirirdim. Sırtından dikerek...” Sezai Kara’nın öğretmenleri yönünden şanslı oluşu, ortaokulda da sürmüş. Çünkü, 1970’li yılların Türk edebiyatına damgasını vuran yazarlarımızdan Talip Apaydın’ın eşi Halise Apaydın’dan almış resim dersini. O da çok beğenirmiş yaptığı resimleri. Mamak Ortaokulu’nun duvarlarını, sütunlarını, Halise öğretmenin küçük Sezai’ye yaptırdığı resimler süslemiş o yıllarda... Hatta, Sezai, o okulu bitirdikten sonra da, yıllarca o duvarlarda, sütunlarda kalmış resimleri. Sezai’nin ortaokul ve lisede de süren resim tutkusu, Tuzluçayır Halkevi’nde açılan ve karakalem çalışmalarından oluşan bir sergiyle somutlaşmış. Yıl, 1977 veya 1978. Bilinir, o yıllar Türkiye’nin siyasal olaylar açısından çok hareketli olduğu yıllardır. Toplumsal muhalefet doruktaydı... Bu anlamda, o dönemi yaşayan çocuklar da erken büyürdü. Sezai Kara da, daha lise yıllarında, toplumsal hareketlerin içinde bulmuş kendini. Bu durum, o ilk sergisindeki resimlere de yansımış doğal olarak. Bu kurşunkalem resimlerin hepsi de, fabrikada çalışan işçilerin, tarladaki köylülerin, bulvarlarda yumruğunu sıkıp slogan atan yürüyüşçülerin, sallanan pankartların resimleridir. Keskinok Atölyesi’nde altı yıl Üniversite yıllarında yine sürekli resim yapmış Sezai Kara. Yapmış ama, ilk eğitim için gittiği okul resimle ilgili bir okul değil. Adana İktisadi Ticari Bilimler Akademisi (İTİA) Ekonomi Fakültesi... Neden böyle bir seçim yaptığını sorduğumuzda verdiği yanıt şu: “Ben kendimi ve insanları, çevremi daha iyi tanıyabilmek için psikoloji ya da felsefe okumak istedim. Ancak, ilk yıl üniversite sınavında Adana Ekonomi’yi tutturmuştum. Adana’da öğrenimime devam ederken, bir yandan da Ankara’da Sağlık Memurluğu Dosya Şubesi’nde memuriyete başlamıştım. Yeniden üniversite sınavına girdim ve ikinci yıl, istediğim fakülteye, yani Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’ne girdim. 1980 yılında Cumhuriyet gazetesinde bir ilan gördüm. Kayıhan Keskinok atölyesinin açılacağı duyuruluyordu. Yağlıboya tekniğini bilmediğimin farkındaydım. ‘Sezai’, dedim, sen dişini sık beş altı ay bu atölyeye git, yağlıboya tekniğini öğren… Ama, Keskinok Atölyesine başlamamla resim sanatının çok ciddi bir iş olduğunun farkına vardım. Bu işin sadece boya, çizim gibi birşey olmadığını gördüm. Beş altı ayda çıkarım dediğim atölyeden beş altı senede zor çıktım. Daha sonra, merak ettiğim Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümüne tam puanla, birincilikle girdim. Hatta jüri, ‘Senin bu okula gitmene gerek yok’ diye görüş belirtti.” Kara, sanatçı bohemine kendini kaptırmadan, disiplinli bir şekilde resme zaman ayıran, onu yaşayan bir kişi… Bu nedenledir ki, “Yıllar öncesinden aldığım bir kararla, her gün aralıksız çalışmak benim dusturum. Şöyle ki her gün mutlaka desen çalışırım. Sanat üzerine kitap okurum .Çok sergi gezen birisiyim. Sürekli araştırırım, çünkü yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. Farklı çiçeklerden öz toplayan arılara yakın bulurum kendimi. Bunun sonucu, resimlerimde bir sentez söz konusudur.” diyor. Sanat tarihine iz bırakmış birçok ekolden etkilendiğini söylüyor Kara.Ama onu en çok, ışık gölge tekniği ilgilendirmiş. Işık gölgecileri araştırmış daha çok, onların resimlerinden kopya resimler çalışmış. Sevdiği, saydığı, etkilendiği ressamlar arasında, klasik dönem ressamlarından Leonardo da Vinci başta olmak üzere Rembrant ve daha yakın dönem ressamlarından Chardin, Millet, Corot empresyonistlerden (izlenimcilerden) Monet, Pissaro, Sisley, Renoir, Manet gibi sanatçlar var. Ayrıca, Cezane, Van Gogh, Gauguin, Picasso, Dall de sevdiği ressamlardan. Elbette türk ressamlardan da sevdikleri, değer verdikleri var. Sevgili hocam diye andığı Kayıhan Keskinok ile Nuri Abaç, Mustafa Ayaz, Hasan Pekmezci, Yalçın Gökçebağ bunlardan bazıları. “Sanat umuttur” | Kara, sanat anlayışını ve kendi sanatsal çabası üzerine ise şunları anlatıyor : “Sanat benim için dünyayı güzelleştirme, taşanılır kılma çabasıdır. Sanat umuttur. Aynı zamanda bir moral kaynağıdır. Sanat bir mücadele, uzun soluk gerektiren bir maratondur benim için. Bence sanat eseri ile sanatçı kişiliğinin arasında bir paralellik söz konusudur. İnsan kendisinden kaçamaz. Eninde sonunda kendini dışa vurur. Gerek davranışlarıyla gerekse yapıtlarıyla olsun, kendisini ortaya koyar. | |  | |
Benim resimlerimle kişilİğim arasında da bir yakınlık söz konusu. Bir sanatçının yapıtlarını anlatmasının zor olduğunu bilİyorum. Yine de bendeki şefFaflığın, saydamlığın, sıcaklığın, içtenliğin yansıması resimlerimde görülür. Konularım genellikle, tanıdık bildik her zaman çevremizde gördüğümüz şeylerdir. Cam eşyalar, vazo, kavonoz, bardak gibi objeler ile biblolar, heykelcikler, vazoda gelincik, şarap kadehleri fırçalar… Bir de, çay bardakları ve yarım ekmek var ki, emeğe sevgiyi ve saygıyı hatırlatır… Diğer yandan insan, at, güvercin figürleri bir de vazgeçemediğim çok kullandığım gelincik çiçekleri… Gelincik çiçeğini yıllardır çalışırım. Neden yıllarca ve çok çalıştığımı düşündüm. Şöyle bir şey gördüm, gelincikler kırmızı yaprakları, narinlikleri, ıssız dağ başlarında, tarlalarda, uçsuz bucaksız kırlarda efil efil halleriyle bana özgürlüğü çağrıştırırlar. Çarşı pazarda alınıp satılmazlar. Her şeyden önce kendi kendilerine var olabiliyorlar. Herşeyin çıkara, metaya dönüştüğü günümüzde, maddi bir değer taşımamalarına karşın, yaşama kafa tutabilen ben de varım diyebilen çiçekler. Onlarla özdeşleştiğimi hissediyorum.” Sezai Kara’nın ilgi alanı resimle sınırlı değil. Futboldan siyasete, edebiyattan tiyatroya, müzikten sinemaya kadar ilgilenmediği alan yok gibi... Lise yıllarında amatör tiyatro gruplarında oyunculuk yapmış. Daha lise yıllarında genç mili futbol takımına çağrılmış. Yıllarca amatör ve profesyonel takımlarda futbolculuk yapmış… Ankara Demir Spor, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Karması gibi takımlarda oynamış… Bağlama çalmış ve söylemiş… Hala da çalıyor. Okumak ise yaşamının bir parçası. Kitap okumadığı gün yok… “Kitap okuyarak uykuya hazırlanırım ben” diyor. 1959’da başlayan serüven… Sezai Kara’nın, 1959 yılında başlayan yaşam serüveni ana çizgileriyle şöyle: 1959 yılında Gümüşhane’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da yaptı. Bir süre Adana İktisadi İlimler Akademisi (İTİA) Ekonomi Fakültes’ne devam etti. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nde öğrenim gördü. Ressam Kayıhan Keskinok Atölyesi’nde çalıştı. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yüksek Lisans Programı’nda Prof. Kaya Özsezgin’in sanat eleştirileri dersi ile Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yüksek Lisans Programı’nda Prof. İnci San’ın sanat psikolojisi dersine konuk öğrenci olarak katıldı. Fransa’da müze incelemelerinde bulundu. 1990’lı yıllarda, merkezi Ankara’da olan Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği’ nin yönetim kurulunda yaklaşık üç yıl görev aldı. Sanatçı halen Ankara’da yaşamakta ve kendi atölyesinde resim çalışmalarını sürdürmekte ve özel atölyelerde resim dersleri vermektedir. Bugüne dek, biri izmir’de, ikisi Mersin’de diğerleri Ankara‘da olmak üzere 14 kişisel sergi açtı. Çok sayıda yarışmalı, ulusal, uluslararası karma sergiye de katılan Kara’nın kazandığı ödüller şunlar: Kültür Bakanlığı Ahi Evran Resim Yarışması üçüncülük ödülü (1993), Adana Çimento Sanayii Resim Yarışması ödülü (1993), Ankara Üniversitesi’nin 50.kurulş yılı nedeniyle açılan ‘Ankara’ konulu resim yarışmasında mansiyon (1996), Eğitim-Sen resim yarışması ödülü (1996), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Birinci ve Kültür Ödülleri birincilik ödülü (1998), Ankara Valiliği Milli Eğitim Müdürlüğü bilim sanat spor alanlarında başarılı öğretmenler ödülü (1998), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ikinci kültür sanat ödülleri ödülü (2000). Sezai Kara bir Anadolu insanıdır ! (Bünyamin Balamir) Sezai Kara Anadolu insanıdır. İçinden geldiği kültürün, yalın, saydam sımsıcak dostça insani ilişkilerini resimsel biçimlerde görürsünüz. Onun nesneleri yaşantımızla iç içe olan tanıdık şeylerdir. Bir bardak su, bir küre, fırçalar ve kitaplar. Bunlar bilinmezliğe bürünen mekanlar içinde doğallığın onurlu anlamını taşırlar. Zaman zaman, tarih olmuş heykellerle nesneler arası ilişkilerde çağ kavramı algılanır. Bir tanrıça heykelinin kanatlarında zaman günümüze taşınır. Soyutlama endişesiyle yapılmış parçalamalarla, renkli şeritler bağlayıcı unsurlardır. Koyu griler, siyah, mavi, yeşil ve kırmızı renkler, köşeli ve yuvarlak biçim kontrastlığında resimleşir. Bu çalışmalardaki, biçim bağlantılarının gelişmişliği sanatsal bir göstergeye dönüşmüştür. Su dolu bardak içinde bir gelincik çiçeğinin kırmızısı doğayı duyumsatır. İnsansı unsurların mekanikliği ile doğal yumuşaklığın kontrastlığını iç içe yaşarsınız. |